KARAR

Yazar aGRaSif

Yavaş ve emin adımlarla; ama kararlı yürüdüğü yolda çakıl taşları birer birer ayağını tökezletmeye, boynunu bükmeye, zulmetine biraz olsun revnak katmak cömertliliğini esirgeyerek onu tüm uzviyetiyle alt etmeye çalışıyordu. Düşman, siyah, hunhar çakıl taşları… Engin denizin görünmez ufuklarında zihninin başköşesinde veya kuytusunda kendisine göz kırpan o cani taşlar birer birer denize dökülmeliydi artık.
Yaşamın sancılığı varlığı cılız bir sivrisinek ısırması kadar dahi umurunda değildi. Denize hayran ama bir o kadar da bedbin bakarken geride bıraktıklarını, bırakmak için gösterdiği sarfiyatı bile düşünürken bu girdaptan bir an önce kurtulmak, elbise değiştirir gibi çekip atmak istiyordu. İmkânsızlığın dipsiz ve acımasız kuyusunu tahayyül etmek bile, şefkatli denizin kollarında kendini bulmak için yeterli bir sebepti. Hayata karşı izansız mıydı yoksa hoyrat mıydı? Belki de fazlasıyla munis… Zihnine istif olmuş bu düşünce yığınına direnç göstermek için belki ziyadesiyle muazzam, kıvrak bir zekâya sahip olmak melekesi, ihtiyacı olan tek şeydi. Sahip olmak mı? Hâlihazırda sahip olduğu tek varlığı beyninin her köşesini karış karış kemiren o zalim bir o kadar da mahzun düşüncelerdi. Beyaz bir kâğıt parçasına şefkatli denizin kıyısında yazıp arkasına attığı o karanlık geçim gailesi herzeleri ve kendisini sevdiğini söylediği insanlara karaladığı birkaç ibareyi bile gereksiz buluyordu. Arkasına bakmaktan tedirgin, bir adım öne atmaktan yorgun ve boynu bükük. Takatini ve beynine hücum eden düşünce silsilesini toparlayıp şu dünya dedikleri mekân müsveddesinde biraz daha mı oyalanmalıydı. Yoksa sonsuzluğa doğru atacak adımı çabuklaştırmak için silkinip mavi sulara kendini bırakmalı mıydı? Kafasında bir yığın meçhulât, arkasındaki silüet belki biraz daha tutunması için düşünceler deryasında çırpınmasına işaretti. Gölgesinin cılız kolları semeresiz bir ağacın kupkuru gövdesinde tutunurken kendisine bir şeyler mi aksettirmek niyetindeydi. Yoksa o da alelade gölgeler gibi sadece tesadüfî bir yansıma mıydı? Biçare gölgesi acaba farkında mıydı ucundan da olsa bir yerlerinden tutmaya çalıştığı bu abes, gaddar, elemli hayatın kendini yok edip bitireceğini. Denize atma düşüncesini körükleyen bu hissiyat ve fikriyat geriye adım atmasına mani olacak gibiydi. Bir anda zihninde şimşek gibi parlayan ama ürkütmeyen sempatik bir düşünce beliriverdi. Denizin derinliklerinde de aynı akibet onu beklemeyecek miydi? Kısa süreli bir muhakeme hangi kararın daha makul olduğu sorusuna sevk etti onu. İhtiyat göstermeyip meçhullere doğru adım atmak mı yoksa bütün hengâmesini bildiği o karanlık mekânda yeni ama aşina girdaplara kapılmak mı?
Galiba ya gölgesini takip edecekti. Ya da gölge onun arkasından gelecekti. Meçhuller denizinde boğulmaktansa aşina dehlizlerde kaybettiği yolunu tekrar bulmayı yeğledi. Ama ama HAYIR! Kanmayacaktı bu hain düşüncelere. Tek bir adım…

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
wpDiscuz